escort bursa, escort ankara, kayseri escort, kayseri escort,

Hedefçe Blog – Sağlık, Moda, Dekorasyon ve Çok Daha Fazlası


Okunmaya Değer Güzel Yazılar

Onarmaya çalışmak mı, yıkıp yeniden başlamak mı?

Kumdan bir kale düşünün. Çevresine güzel su kanalları yapmış, hendekler kazmışsınız.

Yalnız öyle bir yere inşa etmişsiniz ki kalenizi, dalgalar güçlendikçe önce su kanalları doluyor, sonra heybetli surlarınız tuzlu suyun ellerinde giderek erimeye başlıyor.

Sizse elinizde küçük plastik kovanız, sahilden topladığınız kuru kumlarla surları onarmaya çalışıyorsunuz. Yaptığınız yamalar, bir sonraki dalganın darbesiyle çirkin şekiller almaya başlıyor.

Küçük plastik kovanızla habire koşturup duruyorsunuz. Kan, ter ve panik içinde!..

O kadar odaklanmışsınız ki “onarmaya”, bu yıkımın artık sizin kontrolünüzde olmadığını göremiyorsunuz.

Oysa bir dursanız, durup da yukarıdan baksanız kaleye, çamur haline gelmiş surlara ve dalgalara; onarmaya harcadığınız sürede yepyeni bir kale inşa edilebileceğini göreceksiniz. Denizin biraz ötesinde, yeni bir başlangıç yapabileceksiniz.

Yaşam da birçoğumuz için böyle geçip gidiyor.

Katlanamadığımız bir işimiz, sevmediğimiz bir çalışma ortamımız ya da gururumuzu inciten bir yöneticimiz oluyor bazen.

“Alışmaya” çalışıyoruz. İncinen yerlerimize her gün küçük yamalar dikiyoruz.

Ertesi gün sökülüyor yamalarımız, yara bere içinde, delik deşik, yorgun argın dönüyoruz evlerimize. “İşimi sevmiyorum ama dayanmak zorundayım!” diyoruz. Her şeyi bırakıp düşlerimizin peşinden gitmek, bir lüksmüş, şımarıklıkmış gibi görünüyor gözümüze. Öyle ki utanıyoruz da bazen, gitme düşlerimizden!

Parasal anlamda risk alalım ya da almayalım; “Çevrem ne der? Yıllardır çalışıp aldığım terfilerim ne olur?” kaygılarımız, hırslarımızdan ve profesyonel (!) değerlerimizden vazgeçemeyişimiz ve daha birçok neden bile bizi yeni başlangıçlardan alıkoyabiliyor.

Aynı durum ilişkiler için de, bitmiş ama süregelen evlilikler için de, hani o hep gidip yerleşmek istediğimiz huzur dolu sahil kasabası için de geçerli; değil mi?

Bazen bir şeyi onarmak için, önce tamamen yıkmak gerekmez mi?

Hayatınızdaki bazı kumdan kaleler, denize karışmayı çoktan hak etmedi mi?

kişisel-gelişim. 2

Carpe Diem… Günü yakala…

ömür bakiyemizden çaldığımız her dakika, hayatı yakalamak adına büyük bir adım olsa gerek. Öyle ki yapılacak işler bu kadar çokken, tanınacak insanlar, söylenecek sözler, aşılması gereken engeller mevcutken; her anı dolu dolu yaşamak en doğrusu.

En son ne zaman bir yarayı sardınız?
Ne zaman el ele verip, bir aksaklığı düzeltmek için çabaladınız?
Ne zaman bir insan yüzündeki gülümsemenin nedeni oldunuz?

Umuyorum ki cevaplar, hatırlanamayacak tarihlerde saklı değildir. Zamanı geri çeviremeyeceğimize göre hayatı ıskalamayalım, her anımızın kıymetini bilelim…

Aslında bu metropollere hapsolmuş bizler için mutluluk çok uzaklarda değil, içimizde bir yerlerde.. Günlük hayat telaşına kapılıp, sosyal sorumlulukları ve desteğimize ihtiyacı olanları atlamak; yeni dünya düzenine yenik düşmekle eş değer. İşte tam bu noktada ‘’gönüllülük’’ devreye giriyor. Her ne kadar Sivil Toplum Kuruluşları toplumsal ilerlemede önemli paya sahip olsalar da, gönüllü olmak için kuruluşlara bağlılık şart değil. Fakat beraber hareket edebilmek ve yürekleri birleştirmek adına yadsınamayacak derecede önem teşkil ediyor. Gönüllülük içten gelen bir duygudur. Evet evet duygu.. Üzüntü, neşe, heyecan gibi. Bu duyguyla attığımız her adımda özveri son safhadadır. Karşılık beklemeden, çıkar gözetmeden ortaya konulan emek ve sevgidir. Gönüllülük bir virüs gibi bulaşıcıdır. Kanımızda dolaşan, tüm vücudumuzu ele geçiren.. Öyle ki ortak bir amaç ve fayda uğruna; birken beş, beşken on olmak hiç de zor değildir. Gönüllülük bir bağımlılıktır. Hiçbir şeyin sonu olmadığı gibi paylaşmanın ve yardımlaşmanın da sonu yoktur. Hala kendinizden ve sevdiklerinizden başkasını umursamıyorsanız, üzgünüm ki hata ediyorsunuz. İnsanoğlu toplumsal bir canlı olduğuna göre, yaşadığımız toplumu oluşturan parçalara saygı duymak ve beraber yol almak görevimizdir. Dilerim ki geç olmadan bu görevi yerine getirebilelim..

Geçtiğimiz dönemlerde yaşanan küçük bir anekdot, çok şey anlatıyor aslında… Kimsesiz çocuklar için yapılan yılbaşı eğlencesi, minik dostlarımız için son derece keyifli anlara sahne oluyordu. Hepsi dans edip, müziğe eşlik ediyorlar, oradan oraya koşturuyorlardı. Ellerinde balonları, yüzlerinde bin bir neşe..

Ama orada masaların birinde tablo pek de harika değildi. Güneş sarısı saçlarıyla, ismiyle müsemma hallerde ayrı bir tablo çizen dünya güzeli ‘’Duygu’’ hiç mutlu görünmüyordu. Yemyeşil gözlerinde, fark edilmemeyi isteyen ve etrafındakilerden bağımsız ürkek bakışlar vardı. Hiçbir söz, hiçbir armağan onun için bir şey ifade etmiyordu. Yanağına çizilen çiçekler, anlatılan umut dolu hikayeler sonuç vermiyor gibiydi. Gitme vakti geldiğinde; zamanımı geçirdiğim ve mutlu edemediğim için üzüldüğüm o güzel çocuğun, vedalaşırken boynuma sıkıca sarılıp gülümsemesi bende tarif edilemeyecek duygular yarattı. Evet, belki eğlenememişti, hiç konuşmamıştı… Ama yüzündeki hüznü bir an için bile olsa tebessüme çevirmek dünyalara değerdi… Şimdi aradan bir yıl geçti, Duygu’yu tekrar göreceğim için son derece heyecanlıyım. Diliyorum ki hayatın onu unuttuğunu düşünmüyordur ve küçücük yüreğinde umut dolu bir dünya kurabilmiştir.

Çocuklar geleceğimiz, onlara verecek sevgimiz ve sabrımız her zaman olmalı. Yeter ki erken yaşta büyümek zorunda kalmasınlar, çocukluklarını doyasıya yaşabilsinler. Bu ve bunun gibi pek çok heyecan, paylaşım ve insanlık namına tarifsiz hisleri kaçırmamak, ihtiyacı olanlara destek vermek adına hala geç kalmadınız… Bir gün okul boyarsınız, bir gün huzurevi ziyaret edersiniz, bir günse yiyecek-giyecek dağıtırsınız. Toplumsal dayanışmanın kıstasları ve zorlayıcılığı bulunmuyor. Yeter ki içten gelsin ve daimi olsun.

Yaşadığımız topluma karşı sorumluluklarımız var. Önce insan, sonra birey olarak… Her şeye rağmen bu hayat bizim ve yapılacak çok iş var. Zorluklar bizi yıldırmasın, güzellikler gönül gözümüzü açsın...

Bir Meksika atasözünde söylendiği gibi;

‘‘Felek sana hayat diye ekşi bir limon uzattıysa, sen üstüne tekila ve tuz iste’’…

Gerçekten de her şey bitti mi?

Başarılı olmaya koşullanmış bir hayat… Koşan insanlar… Her zaman, her yerde, en önde olma telaşı… İkinci olmaya bile dayanamamak… Karşılaştırıldığın insanlar… Rekabet, kıskançlık, öfke, hırs… Küçük oyunlar, büyük gibi görünen insanlar, küçük yürekler… Yorulmak, durmak, nefes alamamak… Boğulmaya başlamak, öfkelenmek, daha çok öfkelenmek… Bunu hak etmediğini düşünmek, yüzünü kapıya doğru dönmek…

Kapıyı çarpıp çıkmak!

Gerçekten de her şey bitti mi?

Sana söylüyorum tüm bunları. Evet, sen. Şu anda bu yazıyı okuyan kişiye, yani sana sesleniyorum. Ekrana bakmanın ötesine geçmeni istiyorum. Bakmak ve görmek arasındaki farkı geçmeni ve artık bakıyor değil, görüyor olmanı, okuyor değil, yaşıyor olmanı istiyorum. Şimdi ilk önce doğru düzgün nefes almaya başla. Bu yazının biraz sonra, yazılacak olan kısmını okumadan önce 3 kere derin derin nefes al. Biraz oksijene ihtiyacın olacak. Gözlerini biraz daha aç. Artık görmeye başlamanın zamanı geldi.

Sen başarmak için her şeyi yapıyorsun. Kendince ve elinden geldiğince. Başarıya odaklandığını biliyorum. Buraya kadar geldiysen bu senin için önemli olmalı. Başarı olarak algılama sadece bunu. Bu senin için önemli olmalı derken, senin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sen gerçekten de önemli bir insansın. Sen bu dünyayı değiştirebilecek gücü taşıyorsun. Bunun farkındasın veya farkında değilsin ama bu güç sende var. Bu güne kadar ortaya çıkartmaya çalıştığın şey işte tam da bu. Sen, her yerde en önemli kişi olmak istedin. Tüm dikkatler üzerinde olsun, herkes yüzünü sana dönsün, sen konuşurken, herkes pür dikkat ve ses çıkarmadan seni dinlesin istedin. Konuşmaya o kadar hakim olmalıydın ki bazen sessizlik bile yaratabilmeliydin, ve o sırada herkes nefesini tutmuş senin konuşmanı bekliyor olmalıydı. Bazen söyleyemediğin şeyler vardı, içinde bir yerlerde kalan, bazen yapamadığın şeyler vardı, keşkelerle tekrarlayıp durduğun. Bazen demekten vazgeç. Keşke demekten de. Pişmanlık duymak mı, boşver gitsin.

Zaman geçiyor. Yazıyı okumaya başladığından beri kaç dakika geçti? Muhtemelen bilmiyorsun. Bilgisayarının ekranındaki saate bak ve lütfen bu saati bir yere not al. Saat kaç? Sonra tekrar konuşacağız bunun üzerinde. Aslında sana söylemek istediğim ne çok şey var. Ama biliyorum, senin de zamanın kısıtlı ve çok çok uzun bir yazı seni sıkabilir. Zamanı iyi kullanmalı. Depolanmıyor veya satılmıyor şu anda. Zamanını nasıl kullandın bu güne kadar? Başarmak için tüm gücünü ortaya koydun mu acaba? Bazen, gücünün yarısını bile kullanmadın değil mi? Bazen ise yorgun argın döndün eve. Omuzların ağrıyordu ama yine de çalışmaya devam ediyordun saatlerce. Kitaplar… İş kitapları hayatına girdiğinden beri ne değişti? Her iş kitabı sana farklı bir özgüven sunuyor. Her iş kitabı farklı bir birikim. Bazıları ise bomboş geldi, yarısında bıraktın kitabı. Bazılarını baş ucu kitabı yaptın…

Adının duyulmasını, bir şeylere yön vermeyi, senden gururla söz edilmesini istedin. Çalıştın, didindin, okudun, uykusuz kaldın, yüzünden gülümsemeni eksik etmedin.

Ne güzel, başarı merdivenlerini de hızla tırmanmaya başlamıştın kendince. Evet, işte o ilk başarı kıvılcımları seni yakmaya başladığı anda, ilk o anda hissettin aslında aradığının ne olduğunu. Bu ünlü-tanınır-bilinir olmanın çok daha ötesindeydi. Akşam iş çıkışı, başın dik, kulağında hareketli bir müzik, koşar adımlarla merdivenlerden inerken, tüm dünya seni seyrediyordu sanki. İçinde adı başarı olan bir ateş yanıyordu. Gözlerinden alevler çıkıyordu. Projeler uyum içinde, zihninin bir hareketiyle tamamlanıyor, ikinci bir proje kafanda şekillenmeye başlıyordu zaten. Yüzünden gülümseme eksik olmuyordu. Belki de herkes yüzüne imrenerek bakıyordu.

İleriye doğru gideceğini biliyordun, her şey iyi gidiyordu ve birden bir şey oldu. Bir şeyler ters gitmeye başladı. Artık eve daha yavaş adımlarla mı gidiyorsun?

Çocukken neler hayal ederdin? Ne olmayı isterdin? Hayalinin neresindesin kim bilir. Oysa çocukken olmayı hayal ettiğin şeyi olamadıysan, burada 6 yaşındaki bir çocuğun isteği çok mu önemlidir? Bu neden sana hayal kırıklığı yaşatsın ki! Boşver çocukluğunu, istediğin bölümü kazanamadın diye hayatının geri kalanı berbat mı geçecek? Boşver, geçen için yapabileceğin bir şey yok. Şimdi saatine bir daha bak. Geçen dakikaları geri getirebilir misin?

Biliyorum, bazen çok kızdırıyorlar seni. Her şeyi en iyi şekilde hazırladığın halde, müdürün, şirketin, iş dünyası seni anlamıyor. Coşku içinde önlerine bıraktığın bir dosya, bir kaç kez karıştırılıp ,sana iade ediliyor. Belki yıkılıyor, belki daha da hırslanıp, daha iyisini yapmaya çalışıyordun.

Bir gün, sigortaların atıyor. Bir istifa mektubu yazıyor ve yöneticinin önüne koyuyorsun. Yılların, projelerin, emeklerin, geç saate yatmaların, hepsi ama hepsi boşa gidiyor. Elinde bir hiç var.

Bir daha soruyorum. Gerçekten de her şey bitti mi?

Birkaç saniye düşün. Dünyanın 6 milyar yıllık yaşını düşün. Kaç kere bitip, yeniden başladığını düşün. Dinazorları, mısır piramitlerini yapan firavunları, tufanları, kaybolan Babil kulesini, dünya savaşında yıkılan, yakılan Japonya’yı düşün. Hepsinin yerini yeni bir şey doldurmadı mı? Peki, sen gidersen, senin yerinin de dolmayacağını mı sanıyorsun. Çok kısa sürede dolacak ve unutulacaksın.

O yüzden, işini seviyorsan, iş yerini sevmiyor bile olsan, o işte başarıyı yakalamayı düşünmelisin. Başarı tek bir koşulla gelebilir sadece. Bu da istemektir. İstemediğin sürece başarı yanına bile uğramayacaktır. Ne yapıyorsan yap, en iyisini sen yap!

Mutlaka, yaşadığın durumu değiştirmek için yapabileceğin bir şeyler vardır. İmkansız diye bir şey yoktur. Varsa bile, imkansızı da başarmayı deneyebilirsin. Bu senin hayatın. Bir kere dünyaya geliyorsun ve artık bunu değerlendirme zamanın geldi. Değerlendirme derken, bundan sonra yaşadığın her anı daha değerli kılmayı başarmandan söz ediyorum. Hayatını değerli kıldıkça, sen de kendini değerli hissetmeye başlayacaksın.

Gerçekten de her şey bitti mi?

Eğer, hala gözlerin görüyor, hala nefes alıyorsan, daha her şey bitmemiş demektir. Eğer bu kadar birikimin varsa, eğer kendini geliştirmeye çalıştıysan, belki de her şey yeni başlıyordur. Genel olarak düşünme. Sen özel bir insansın. Sen diğerlerine göre daha farklısın. Sen ayrı bir kişiliksin ve aynı zamanda ayrı bir dünyasın. Dünyanı korumak için ise çok çalışman gerekecek ve bir gün sen de biliyorsun ki başaracaksın.

Şimdi tekrar saatine bak. Kaç dakika geçip gitti? Biten bu dakikalar geri gelmeyecek. Biten günler, biten aylar, biten yıllar geri gelmeyecek. Her dakika ömrün kısalıyor. O yüzden artık bir şeyler yapmaya başlamalısın. Geçip giden insanlar geri gelmeyecek. Şimdi, önünde uzanıp giden yola bakman ve nereye yürüyeceğine karar vermen gerekiyor. Gerçekten ne yapmak istiyorsun? Bundan sonra sadece buna odaklan. Bu yazıyı okuduğuna göre, artık zaman kaybetmemen gerekiyor. Artık zaman kazanmalısın. İstemek ve başarmak, işte hepsi bu.

Gerçekten de her şey yeni başlıyor değil mi?

 

964 views

Pin It

Benzer Konular

Çocuk Psikolojisi İle İlgili Okunması Gereken Kitaplar

Çocuk Psikolojisi İle İlgili Okunması Gereken Kitaplar

Çocuk Psikolojisi İle İlgili Okunması Gereken Kitaplar Ebeveynler olarak çocuklarımızı anlamada zaman zaman güçlük çekiyoruz.Çocuğumuzun...

Kişisel Gelişim Kitapları

Kişisel Gelişim Kitapları

Kişisel Gelişim Kitapları Kişisel gelişim yazımızda ele alacağımız konu başlıktan anlaşılacağı gibi kişisel gelişim kitapları...

Kaderimin Rüyaları

Kaderimin Rüyaları

KADERİMİN RÜYALARI Tutarlı bir insan, kadere inanır; kaprisli bir insan, şansa inanır. BENJAMIN DİSRAELİ Hepimizin...

Hedef Belirleme Taktikleri

Hedef Belirleme Taktikleri

Hedef Belirleme Hedefsiz insan rotası olmayan gemiye benzer. Rotasız bir gemide karşı rüzgarların etkisi ile...

Aldığımız Kararlar ve Yaşamımız

Aldığımız Kararlar ve Yaşamımız

Bu yazımda hayatımızda aldığımız kararlar ve yaşamımızın sırrı hakkında  beraber düşüneceğiz. Aldığımız kararlar gerçekten bize...

Yukarı

jigolo sitesi jigolositesi